Anadolu Türk Kültüründe Sevgi

Türk Dil Kurumunun sözlüğüne baktığımızda;

 

Sadakat: İçten bağlılık sağlam ve güçlü dostluk.
Samimiyet: İçtenlik, senli benli olma durumu.
Sevgi: İnsanı bir şeye veya bir kimseye yakın ilgi ve bağlılık duygusu göstermeye yönelten duygu şeklinde tanımlanmaktadır. (TDK Sözlüğü), (Türk Tarih Kurumu Basımevi. Ankara 1998).

Sevgi bütün insanlığı ve evreni sevmektir. Sevgi olayında, başka insanların düşüncelerine, inançlarına gelenek ve göreneklerine, yaşam biçimlerine saygılı olunması gereklidir. Samimiyet ise sevgi yoğunluğu ve dağılımı olan bir toplumda, içtenliğin yaygın hale gelmesidir. Bunların doğal bir sonucu olan toplum, içten bir bağlılık içerisinde olacak ve güçlü bir dostluk zinciri tesis edebilecektir. Bu aşama çıkarsız bir beraberliğin ve dayanışmanın son halkasıdır.

Anadolu’da sevgi ve hoşgörüyü sofistlerde, eski Türk toplumlarında var olan Şamanizm’de de hoşgörü sevgi ve kardeşliği, töresel boyutlarda görüyoruz. Bu kapsamda Anadolu’ya baktığımızda, ne Anadolu Müslümanlığı Arap Müslümanlığıdır, ne de Anadolu Hıristiyanlığı Katolik boyutta ve katıdır. Şimdi Anadolu’da yer alan hoşgörü sevgi, samimiyet ve sadakat kavramlarını açıklamaya çalışalım.

 

1207 – 1273 Mevlana Celaleddin-i Rumi

Türk İslam tasavvufunun elçilerinden Mevlana, Sevginin en üst aşaması olan aşk için ne diyor ?. ” Benim gibi olursan bilirsin”. Yani sevgiyi anlamanın yolunun sevmekten geçtiğine işaret etmiştir. Yazdığı dizeleri gözden geçirelim.

Gel ! Gel ! Yine Gel ! Ne olursan ol ! Yine Gel
Kafiri, Putperest, Mecusi olursan da gel
Bizim Dergahımız Umutsuzluk Dergahı değildir.
Yüz kere Tövbeni bozmuş olsan da gel.

 

 

Mevlana ben ayırmak için değil birleştirmek için geldim diyor. Beri gel, beri gel daha da beri gel ama sevgiyle gel diyor. İşte bu durum koşulsuz ve tüm insanları kucaklayan bir sevgidir. Bu sevgi için Mevlana der ki, “ Aşk Geldi , Damarımda Derimde Kan kesildi . Beni kendimden aldı sevgiyle doldurdu. Bedenimin bütün cüzlerini sevgili kapladı. Benden kalan yalnız bir ad, ötesi hep 0……”. Buradaki sevgi Allah sevgisidir.

Alınan sevgi Allah katından alınıp tüm insanlara yansıtılmaktadır. İşte uğruna bir ömür bağışlanan, yanıp yakılan bu eşsiz sevgili Allah’ tır. Bu sevginin kemale erişi ise, aşığın aşkta yok oluşudur. İşte gerçek yokluk noktası ilahi vuslattır. Mevlana ; “Bizim Peygamberlerimizin yolu aşk yoludur. Biz aşk çocuklarıyız” der.

Şu sözü tüm söylenenleri topluyor. “Aşk’sız olma ki ölü olmayasın aşk’ta öl ki diri kalasın”.

Mevlana aşkı ve Tanrıya ulaşmayı şöyle anlatır. “Hamdım, Piştim, Yandım”.

Ast olan sevmedir. İnsan mayasındaki bu duyguyu arıtmalı ve ayıklamalıdır. Bedenimiz bir arı kovanı gibidir.

Bu kovanın balı ve mumu da ilahi aşk’tır. İşte sevginin insana egemen olması evrensel barışı da, dünya kardeşliğini de yaratacaktır. Dostluğun da, sulhun da temeli sevgidir. Her şeyi ve her yaratığı sevmek ruhu olgunlaştırır, insana huzur verir. Bu sevginin kapıları Tanrı sevgisiyle açılır.

Şöyle diyor Mevlana, “Oğul düşmanının Seni Sevmesini İstiyorsan, kırk gün onun iyiliğini iste, sana karşı düzelecektir. Zira gönülden gönüle yol vardır”.

Bir cümleyle toplamaya çalışırsak , Sevmeyi başarabilen insanlar içtenlikle bir arada olabilecekler ve birbirlerine bağlı kalacaklardır.

1209 – 1271 Hacı Bektaşı Veli

 

 

Bazı kaynaklara göre 63 bazılarına göre 92 yıl yaşadığı söylenen Hacı Bektaşi Veli, Ahmet Yesevi’ nin öğrencisidir. Dört Kap Kırk Makam öğretisi sonucu yetişmiştir. Mevlana’nın Farsça bilen elit kesime yönelmesine karşın , Hacı Bektaşi Veli, kırsak kesime ve halka yönelmiştir. Felsefesi gönül aşıklığına ve inanç esnekliğine dayanır. Amacı, hoşgörü, düşünce, inanç davranışı yönünden bütün insanlara ve dünyaya açılmaktır. İnsan taşıdığı can nedeni ile bir duygu varlığıdır. Bu duygu can taşıyan bütün canlılara karşı bir sevgi dağıtımını gerekli kılar.

Hoşgörüyü bilmeyen, hoşgörüden anlamaz. Biz bir pergele benzeriz diyor. Bir ayağımız şeriatta durur. Öteki ayağımızla çizdiğimiz daireye yetmiş iki millet girer diyor. İşte burada da Tanrı sevgisi alınarak tüm insanlığın nasiplendiğini görüyoruz. Bütün insanlık alemine sevgi dağıtılıyor.

Hacı Bektaşi Veli, hoşgörü erdemini; af edici, tok gözlü, tatlı sözlü , güleç yüzlü, sevgi dolu olma hali olarak açıklıyor. Hoşgörü, inanç, düşünce ve vicdan özgürlüğüne saygı gösterme olgunluğudur. Bu felsefede savunulan üç şey, sevgi, hoşgörü ve toplumsal barıştır.

Bektaşilikte Kalp hazinesinin, Allah sevgisi, Resülüllah’ın Ehl-i Beytinin sevgisi ile dolup, başka bir sevginin o kalbe girecek yer bulamaması, kesinlikle gereklidir.

Bektaşilikte kişiye neyin doğru ve yanlış olduğunu söylenmeyecek ancak kişi bunları ayırt edecek hale gelecektir. Bu yola girmek ateşten gömlektir, demir leblebidir diye uyarıda bulunulur. Bektaşi eğitiminin temeli insana insan olmayı öğretmektir.

İnsan-ı Kamil olmak denilen bu eğitim dört aşamadır.

Benlikten arınmak (Nefis Temizlemek) Mürşitte erimek

O’na ulaşmak, (Allah’a ulaşmak) (Ölmeden önce ölmek)

O’nunla olmak (Allah!’ta erimek) (Hak’ta hak olmak)

O’ndan bize ulaşmaktır. (Allah’tan vermektir) Hak’tan, halk’a inmektir.

Bektaşi felsefesinde Allah’a sevgi ile yaklaşılır. Bu yolculuk sevgi yolculuğudur. Önemli olan bilmek değil olmaktır. Kişi nasip alır almaz, ona seni senden aldık sana teslim ettik denilmektedir. Yani senin öz cevherini kullanma becerisi ve sorumluluğu sana aittir denilmektedir.

Dede baba’da söylendiği gibi:

Bektaşilik şefkatte güneş gibi, cömertlikte su gibi, alçak gönüllükte toprak gibi, teslimiyette ölü gibi, örtücülükte gece gibi olmaktır.

Özetlemek gerekirse Kendi cümleleriyle Bektaşilik eline, diline, beline sahip olabilmektir.

1240 – 1320 Yunus Emre

 

 

Yunus’un yirmi yaşında olduğu yıllarda, Mevlana ve Hacı Bektaşi Veli elli yaşlarında idi. Bu nedenle Yunus, Melametiye ve Haydariye tarzı tasavvuf geleneğinden, bu iki gönül ışığından etkilenmiştir. Zaten nasip zincirini alma yönünden Taptuk Emre, Sarı Saltuk, Barak Baba kanalıyla Hacı Bektaş dergahına bağlıdır . Bilindiği gibi darda kalan Yunus, Hacı Bektaş Dergahından yardım ister. Ailesini ve sıkıntıyı düşünerek nefes hakkını buğdaya tercih eder.

Hatasını anlayıp tekrar dergaha yüz sürdüğünde ise, nasibi artık Taptuk Emre dergahındadır.

Şu Dörtlüğü dinleyip temiz Türkçe ile sevgi dağıtımına şahitlik edelim.

Ben gelmedim davi için
Benim işim sevi için
Dostun evi gönüllerdir
Gönüller yapmaya geldim.

 

 

Bir başka deyişinde ise şöyle diyor:

Gelin tanış olalım
İşin kolay kılalım
Sevelim sevilelim
Dünya kimseye kalmaz.

 

 

Şu ünlü dörtlüğü Anadolu Üniversitesi Yunus Emre Kampusu girişinde yazılıdır.

İlim İlim bilmektir
İlim Kendin bilmektir
Sen kendim bilmezsin
Ya nice okumaktır.

 

 

İşte evrensellikte geçerli olan kendini bilmenin ne hoş ve sevgi dolu anlatımı.

 

İsmail Özçelik
18.05.2002